Mutlu Doğumlar Sağlıklı Bebekler

Suit Odalarımızla En Özel Anlarınızı Değerli Kılıyoruz.

Hastanemizde Sağlık Raporları Verilmektedir

  • Ehliyet raporu
  • İşe giriş raporu
  • Ağır ve tehlikeli işler raporu
  • Lisans raporu
  • Ünüversiteye giriş raporu

Göğüs Hastalıkları Uzm. Dr. Nizamettin KAYA

- Astım- KOAH-Bronşiolit- Pnömoniler

- Tüberküloz

- Akciğer ve Plevra Maligniteleri

- İntertissyel Akciğer Hastalıkları

- Solunum Yetmezliği

- Uykuda Solunum Bozuklukları

- Sigara Bırakma Danışmanığı

- Solunum Egzersizleri

Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Ünitesi

  • Ağrılı eklem sorunları
  • Bel ve boyun ağrıları
  • Spastik çocuk rehabilitasyonu ve felçli hastaların rehabilitasyonu
  • Ayak ayak bileği ağrıları (hallux, valgus, düz tabanlık)
  • Eklemlerde kireçlenme, dizde kireçlenme
  • Disk hernileri (bel-boyun fıtıkları)
  • Osteoropoz (kemik erimesi/zayıflığı)
  • Romatizmal hastalıklar
  • Kemik taraması

Dahiliye ve Nefroloji Uzm. Dr. İsmail YILDIZ

-Diabet (Şeker Hastalığı)

-Hipertansiyon

-Böbrek Hastalıkları

-Diyaliz

-Tiroid Hastalıkları ve Guatr

-Hiperlipidemi (Kolestrol Bozuklukları)

-Anemiler

-Karaciğer ve Safra Yolu Hastalıkları

-Reflü, Gastrit, Ülser, Kabızlık, İshal, Spastik Kolit Gibi Hastalıklar

Uyku Gözlem

Vatan Hastanesi uyku labaratuvarında horlama, uykuda nefes durumları, gündüz aşırı uyku hali ve uykusuzluğa neden oluşturabilecek tüm durumlar araştırılabilmekte parasomniler ile epilepsinin ayırıcı tanısı yapılabilmekte, sekronize video- EEG monitorizasyon sistemiyle uykuda geçirilen epileptik nöbetler tanınabilmektedir. 

Tıkayıcı Uyku Apne Sendromu, Obezite Hipoventilasyon Sendromu tanısı alan hastalarda ise CPAP veya BIPAP adı verilen hava komplesörlerinin basınç düzeyleri belirlenerek tedavileri düzenlenmektedir.

14 Şubat Sevgililer Gününe Özel Kampanyamız 01 Şubat ile 28 Şubat Arasında Devam Etmektedir

14 ŞUBAT SEVGİLİLER GÜNÜNE ÖZEL

BAYANLARA

KOLTUK ALTI VE ÖZEL BÖLGE 6 SEANSTA 500 TL

YÜZ 6 SEANS 500 TL

BAYLARA

SAKAL ÜSTÜ, ENSE, KULAK, BOYUN 6 SEANSTA 600 TL

GÖGÜS VE SIRT 6 SEANSTA 1500 TL

Akut – Kronik Bronşit

Akciğerlere hava taşıyan kanalcıklar olan bronşların iç yüzündeki zarın iltihaplanması sonucu oluşan bir alt solunum yolu iltihabıdır.Akut Bronşit ve Kronik Bronşit olarak iki gruba ayrılır. Zayıf bünyeli oldukları içinbebeklerde ve çocuklarda bronşit daha tehlikeli seyredebilmektedir. Bundan dolayı, bebekleri veçocukları bronşite karşı korumaya özen göstermek gerekir. Genellikle 1 aydan büyük ve 2 yaştan küçük çocuklarda ve en sık olarak da 6 aylık Bebeklerde Bronşit görülebilmektedir ve ihmal edilmemelidir.

Akut Bronşit: Sık karşılaşılan bir hastalık olan Akut Bronşit, virüsler ya da hava yollarını tahriş edici maddeler nedeniyle oluşan, çoğunlukla hafif seyreden ve tamamen geçen bir iltihaplanmadır. Genellikle üst solunum yollarında oluşan hastalıklar sonrasında ve kızamık, boğmaca gibi hastalıklarla birlikte görülür. Akut Bronşit Nedenleri: Başlıca nedeni virüsler ve bakterilerdir. Hava kirliliği, baca ve sigara dumanı gibi solunum yollarına zarar veren etkenlerde hastalığın oluşmasına zemin hazırlar. Soğuk havalarda daha sık görülür. Akut Bronşit Belirtileri: Akut Bronşitin ilk belirtisi kuru ve ağrılı öksürüktür. Sonraları balgam çıkarma görülür. Burun akıntısı, titreme, hafif ateş ve halsizlik de hastalığın belirtileri arasındadır. Akut Bronşit Tedavisi: Hastalığın bakteri ya da virüslerden kaynaklanmasına göre doktorun uygun göreceği ilaçların yanında, balgam atmayı kolaylaştırmakiçin balgam söktürücü ilaçlar ve ateş varsa ateş düşürücü verilebilir. Öksürük, solunum yollarını temizleyen bir savunma mekanizması olduğu için öksürük kesici ilaçlar, çok gerekmedikçe, tavsiye edilmez.

Kronik Bronşit: Bu Bronşit çok daha sessiz başlar ve yavaş yavaş ilerleyen hastalık zamanla hava yollarında tıkanmalara ve bunun sonucu olarak da ağır solunum yetmezliğine yol açar. Kronik Bronşitin Belirtileri: Hastalığın en belirgin belirtisi art arda 2 yıl boyunca en az 3′er ay devam eden uzun süreli kuru öksürük ve aşırı balgamdır. Bronşların daralması nedeniyle solunum güçlüğü çekilir. Hasta çok kolay yorulur ve nefessiz kalır, ayrıca solunumu hırıltılıdır. Hafif kamburluk oluşabilir. Kronik Bronşitin Nedenleri Nelerdir? Hastalığın en önemli nedeni sigaradır. Yaş ilerledikçe ve sigara dumanına maruz kalma oranı arttıkça hastalığın görülme sıklığı artar. Hava kirliliği,alkol kullanımı ve yetersiz beslenme de hastalığın gelişmesine katkıda bulunur. Kronik Bronşit Tedavisi: Sigara hastalığın baş nedeni olduğu için yapılması gereken ilk iş sigarayı bırakmak ve sigara dumanına maruz kalmamaktır. Tozlu ve kirli havadan mümkün olduğunca uzak durulmalı, sağlıklı beslenmeye özen göstermeli ve soğuk algınlığına karşı dikkatli olunmalıdır. Doktorunuzun takip edeceği tedavide solunum yollarını genişletici ve balgam söktürücü ilaçların yanında, iltihap giderici ilaçlar ve antibiyotikler kullanılabilir. Ayrıca, doğru solunum ile ilgili egzersizler yapılabilir.

 

Hipertansiyon Nedir?

HİPERTANSİYON NEDİR?
(SİNSİ KATİL)

Halk arasında tansiyon yükselmesi hastalığı denilen hipertansiyon kan basıncında meydana gelen yükselme olarak tanımlanır. Bu yükselme sinsi bir katil gibi davranır. Vücutta atardamarlarda, kalpte ve böbreklerde aterosklreoz denilen ve damar yapılanmasında bozulma ile karakterize sorunlara yol açar. Daha da ileri giderek halk arasıda inme dediğimiz çok ciddi beyin rahatsızlığına veya kalp atağına kadar giden büyük problemlere sebep olabilir.Yukarıda tanımlanan sinsi katil benzetmesi belkide hastalıklar içinde en çok hipertansiyona uyar. Çünkü hipertansiyonu olan hastalar yıllarca bu hastalığı fark etmeyebilir. Hipertansiyon yavaş ve sinsice yıllarca belirti vermeden hastanın kalp, böbrek ve diğer damarlarına zarar verebilir. Toplumlarda hipertansiyona maruz kalma sıklığı yaşla beraber artar. Ve ilerleyen yıllarda çoğu kimsede spot olarak yapılan ölçülerde rastlanabilir. Burada tehlikeye maruz kalma süresi, beraberindeki risk faktörleri oldukça önemlidir. 

KÜÇÜK TANSİYON VE BÜYÜK TANSİYON NEDİR ?
(SİSTOLİK VE DİYASTOLİK TANSİYON)

Tıp kitaplarında sistolik tansiyon değeri denilen ve halk arasında büyük tansiyon diye adlandırılan tanım kanın kalpten kasılma sırasında vücuda gönderilirken kasılmanın bittiği anda ölçülen kan basıncının değeridir. Tıp kitaplarında diyastolik tansiyon değeri denilen ve halk arasında küçük tansiyon olarak adlandırılan tanım ise kan basıncının kanı kalpten atım sırasında kalbin işini bitirip gevşediği andaki ölçülen kan basıncını ifade eder.

Beyin Travması

Kafatasının sarsılması veya kırılması sonucu içindeki beyin dokusunun zedelenmesine beyin travması (concussicn) denir. Ulaştırma araçlarının sayılarının ve süratlerinin gittikçe artmış olması günümüzde trafik kazalarını insanlara diğer hastalık nedenlerinden daha fazla zarar verici bir duruma yükseltmiştir.Baş kemiklerinin çatlaması veya kırılması, beyin zarlarında ve damarlarında yırtılmaya, beyin kanamasına neden olabilir. Bazı baş travmalarında kemiklerde kırılma ve damarlarda kanama olmadan da beyin dokusunda bir sarsıntı meydana gelebilir. Kafaiçi basınç değişmesi sonucu sinir hücrelerinin ani olarak elektriksel boşalmaya uğraması ile insanda bilinç kaybı meydana gelir. Bu tip beyin sarsıntılarına tıp dilinde korrosyo (comrnotio cerebri) adı verilir. Biline kaybı kısa sürer, daha sonra baş ağrısı, baş dönmesi, uykusuzluk, sinirlilik gibi belirtiler ortaya çıkar. Bu arada amnezi denen bellek kayıpları görülebilir. Daha şiddetli darbeler beyin kontüzyonu denen durumu meydana getirir. Beyin kontüzyonu geçiren kimselerde konuşamama (afazi), koku olmama (anosmi), yarım görme (hemianopsi) ve felç (hemipleji) gibi belirtiler ortaya çıkar. Kafa travması geçiren bazı kimselerde daha sonraları sara nöbetleri (Jaokson epilepsisi) gelişebilir. Beyin sarsıntısı yani komosyo geçiren bir kimsenin bilinci yerine geldikten bir süre sonra uyuklama hali ile bilincinin tekrar bulanması halinde beyinde kanama sonucu bir hematom meydana geldiği düşünülmelidir. Bu arada nabız yavaşlaması, kusma, baş ağrısı ve kanama bölgesine bağlı olarak felçlerin meydana gelmesi kanamanın varlığını ispatlayan belirtilerdir. Başlangıçta belirti vermeyen hematomlar devam eden ufak kanamalarla ve beyin-omurilik sıvısından su çekme sonucu büyüyebilir ve zamanla bir beyin uru gibi kafaiçi basıncını arttırarak belirti verebilir. Kanama beyin zarları arasında olduğu zaman ense sertliği, ateş yükselmesi ve birincin kapanması gibi belirtiler görülür. Beyin-omurilik sıvısında kan bulunması ile teşhis konur.
Beyin sarsıntısı geçiren kimse en az 24 saat kontrol altında tutulmalıdır. Şok hali varsa serum ve kan transfüzyonları ile düzeltilmeye ve sinir hastalıkları uzmanı tarafından muayene edilerek teşhis konmaya çalışılır. Bu arada enfeksiyonlara karşı antibiotikler, beyin ödemine karşı hipertonik solüsyonlar damardan verilir. Kanamayı önlemek üzere kan durdurucu yani hemostatik ilaçlar kullanılabilir.
Bilinci kapalı olan hastalar mide tübü ile beslenirler ve idrar birikmesini önlemek için mesaneye devamlı bir sonda bırakılır. Kafatası kırıklarında acil cerrahi tedavi ancak beyine baskı yapan açık çökme kırıklarında yapılır. Beyin zarlarının iç kısmında gelişen subdural hematomlar veya kafatası kemiğinin altında ekstradural hematom şeklinde biriken kan toplanmaları bazı vakalarda ameliyat ile boşaltılarak hastanın hayatının kurtarılması mümkün olabilmektedir.

Diyabet Riskinizi Ölçün

Diyabet, kanda şeker düzeyinin yükselmesiyle ortaya çıkan, karbonhidrat, protein ve yağ dengesini bozan metabolik bir hastalıktır. Diyabetin en önemli nedeni, kan şekerini düzenleyici organ olarak bilinen pankreastan, insülin hormonunun yeterli olarak salgılanamamasıdır. Ayrıca şişman insanlarda insülin yeterli miktarda salgılansa da artan yağ dokusuna bağlı olarak şekerin hücre içine girip enerji olarak kullanılması engellenir. Bu durum insülin direnci olarak adlandırılır ve geçici de olsa şeker yüksekliğine neden olabilir.

Diyabet hastalarında kanda şeker oranının yükselmesiyle birlikte klinik olarak bazı belirtiler ortaya çıkar. Çok su içmek, fazla idrara çıkmak, aşırı miktarda yemek yemek, fakat buna rağmen kilo kaybı şeker hastalığının en önemli belirtileri arasında yer alır.

Diyabet, yaşam kalitesini düşüren, yol açtığı problemler ile sağlık giderlerini ve hastane yükünü ciddi oranlarda artıran kronik bir hastalıktır. Erken teşhis edilip tedaviye başlanmadığı takdirde kalp, beyin, ve diğer damarlarda sorunlara, göz ve böbrek üzerinde de olumsuz etkilere neden olabilir. Ancak erken teşhis ve akabinde başlayan doğru tedavi tüm bu olumsuzlukların oluşmasını engeller.

Sebeplerine göre birçok diyabet tipi vardır. Ancak hastaların büyük çoğunluğunu Tip 1 ve Tip 2 diyabet vakaları oluşturur.

TİP 1 DİYABET:

Daha çok çocuklarda ve gençlerde görülür. Pankreasta insülin salgısı düşer. Kanda insülin miktarının düşmesiyle de şeker yüksekliği ortaya çıkar. Tip 1 diyabetli hastaların vücutlarında insülin eksikliğini gidermek için ömür boyu insülin iğnesi olmaları gerekir.

TİP 2 DİYABET:

Yetişkinlerde ve daha ileri yaşlarda ortaya çıkar. Genellikle yağ dokusunun artışına bağlı olarak İnsülinin kandaki şekeri dokulara sokması yetersiz kalır. Bu nedenle da şeker yüksekliği olur. Tedavide diyet ve egzersizin önemi büyüktür. Hastalık erken dönemde teşhis edildiğinde bağırsaktan şeker emilimini azaltan, pankreastan insülin salgılanmasını artıran ya da dokulara şekerin girişini rahatlatan oral tabletler önerilir.

 

Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı

KOAH Nedir? “ Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı” isminin baş harflerinden oluşan kısaltılmış bir hastalık ismidir.

KRONİK kelimesi uzun süredir devam eden anlamındadır.

OBSTRÜKTİF kelimesi tıkayıcı anlamındadır ve bu hastalıkta nefes borularının (bronşların) tıkandığını göstermek için kullanılır.

O halde KOAH’ı, “uzun süredir bronşlarda tıkanmaya neden olan bir hastalıktır” şeklinde tarif edebiliriz. Bu hastalığın en kötü yanı, bronşlarda oluşan tıkanmanın bir daha düzelmemesi ve tedavi olunmaz ise hastalığın sinsice ilerlemesidir.

Hastalığın en önemli nedeni SİGARA bağımlılığıdır.

 

KOAH yaklaşık olarak 20 yıl günde bir paket sigara içme sonrasında ortaya çıkar. Eğer günde bir paketten daha fazla sayıda sigara içiliyorsa bu zaman daha da kısalır. Hastalık genellikle 40 yaşından sonra belirti vermeye başlar. KOAH teşhisi alan kişilerin büyük çoğunluğu halen sigara içen veya çok uzun süre sigara içmiş ve bırakmış kişilerdir. Hastalık sinsi ilerlediği için ve sigara bağımlıları öksürük, balgam çıkarma gibi şikâyetleri önemsemedikleri için KOAH teşhisi konduğu zaman hastalar akciğer kapasitelerinin önemli bir kısmını kaybetmiş olmaktadırlar.

 

Sigara içen her beş, altı kişiden birinde KOAH gelişmektedir. Ülkemizde 20 yaş üstündeki kişilerin en az yarısı sigara bağımlısıdır. Dolayısıyla bizim gibi sigara içme alışkanlığının çok yaygın olduğu ülkelerde KOAH önemli bir halk sağlığı sorunudur. Ülkemizde en iyimser tahmin ile 5 milyon KOAH’lı vardır. Fakat bu hastaların sadece az bir kısmı teşhis edilmektedir. Hastaların önemli bir sayısı hastalıklarının farkında olmayıp öksürük, balgam çıkarma ve nefes darlığı gibi şikayetleri çok rahatsız edici olmadıkca doktora gitmemektedirler. Sigara bağımlısı olanların rahatsızlıklarında doktora gitmemelerinin önemli bir nedeni de sigarayı bırakmaları konusunda uyarı almaktan kaçmaktır.

 

Sigara dumanı ile nefes borularına ve hava keseciklerine zararlı gazlar ve maddeler dolar. Yıllar geçtikçe bu zararlı gazlar ve maddeler bronşların ve hava keseciklerinin yapısını bozmaya başlar. Bunun sonucunda bronşların hastalanmasıyla TIKAYICI BRONŞİT, hava keseciklerinin harabiyeti ve parçalanması ile AMFİZEM ortaya çıkar.

 

İşte KOAH adı altında bu iki hastalık yer almaktadır. Sigara içimi ile hem bronşlarda tıkayıcı bronşit hem de aynı zamanda amfizem gelişir. Akciğerlerde ortaya çıkan bu tıkanıklıklar ve bozulmalar sonucunda kana oksijen geçişi azalır ve vücudun oksijensiz kalması ile pek çok ciddi rahatsızlıklar doğar.

 

Oluşan bu bozuklukların tedavisi ve tamiri mümkün değildir. Akciğerler bu hastalık ile erkenden yaşlanır ve bozulur. Çünkü KOAH ilerleyici bir hastalıktır. KOAH başlayan bir hastada sigarayı bıraktıktan sonra bozuklukların tamamen ortadan kaybolması çok zordur. Ancak sigaranın bırakılması ile hastalığın ilerlemesi yavaşlar. Diğer yandan sigara bırakılmaz ise hastalık çok hızlı ilerler. KOAH için kullanılan ilaçlar sadece hastaların nefes darlığı şikayetlerini azaltmak için kullanılır. Bu ilaçların hastalığı ortadan kaldırmak veya ilerlemesini yavaşlatmak gibi bir etkileri yoktur. Bu nedenle KOAH tedavisinin temelini sigarayı bırakmak oluşturur.

 

KOAH BELİRTİLERİ NELERDİR ?

 

ÖKSÜRÜK

 

 BALGAM

 

NEFES DARLIĞI

 

Bu şikâyetler uzun süredir devam etmektedir.

 

Öksürük ve balgam çıkarma önceleri sadece sabah görülür. Balgam çok az miktarda çıkar. Hastalar genellikle bu şikâyetleri önemsemezler ve sigara içmenin doğal bir sonucu olarak kabul ederler. Gerçekte, şiddetli olmayan öksürük ile birlikte az miktarda balgam çıkarmak çok önemli bir hastalığın yani KOAH’ın erken habercisi olabilir.  Eğer sigara içmeye devam edilirse ve hastalık ilerlerse öksürükler şiddetlenir ve balgam miktarı gittikçe artar. Hastalar günün her saatinde balgam çıkarmaya başlarlar. Bazen boğulacak kadar şiddette öksürükler olmaya başlar.

 

Nefes darlığı hastalığın erken dönemlerinde koşma, hızlı yürüme veya merdiven çıkma gibi eforlarda ortaya çıkarken, hastalığın ilerlemesi ile istirahatte dahi nefes darlığı oluşur. Genellikle öksürük, balgam ve nefes darlığı şikâyetleri 50 yaşına doğru  ciddi şekilde artış gösterir.

 

Bütün bu yakınmalar kış aylarında ve özellikle hava kirliliğinin yoğun olduğu dönemlerde ve gribal enfeksiyonlar sonrasında çok artar.

 

Sigara içen kişilerde bu şikâyetlerden bir veya birkaç tanesi ortaya çıktığı zaman hemen bir sağlık kuruluşuna başvurmak gerekir. Çünkü erken teşhis ve sigaranın bırakılması ile ancak bu ilerleyici ve akciğerleri sakat bırakan hastalıktan kurtulmak mümkün olabilir.

 

KOAH, nefes darlığının şiddetine göre dört gruba ayrılır.

 

1Hafif KOAH

 

Ağır iş yapıldığı zaman veya hızlı yürüme ve merdiven çıkma esnasında bazen nefes darlığı hissedilir.  2 Orta KOAH

 

Ağır iş yapıldığı zaman veya hızlı yürüme ve merdiven çıkma esnasında genellikle nefes darlığı hissedilir.

 

Bazen günlük işler yapılırken dahi nefes darlığı hissedilir. Gece uykusu rahattır, nefes darlığı nedeniyle uykusuzluk çekilmez.

 

3 Ağır KOAH

 

Günlük işler yapılırken genellikle nefes darlığı hissedilir.

 

Şiddetli halsizlik vardır.

 

Merdiven çıkmada çok zorlanılır.

 

Gece nefes darlığı nedeniyle uyku düzeni bozulur.

 

4 Çok ağır KOAH

 

Otururken dahi nefes darlığı hissedilir.

 

Oda içinde yürümek zorlaşır.

 

İşe gidilemez.

 

Hastalığın ileri dönemlerinde kanda ve organlarda oksijen miktarı önemli oranda  azalacağı için çok daha fazla rahatsızlıklar belirir. Bunlar;

 

Bol terleme

 

Dilde, dudaklarda, parmak uçlarında morarma

 

Şiddetli baş ağrısı

 

Çarpıntı

 

Gündüzleri uyuklama, geceleri uykusuzluk

 

Zihinsel faaliyetlerde azalma (unutkanlık, dikkatsizlik)

 

Aşırı sinirlilik

 

Şiddetli halsizlik, yorgunluk

 

Zayıflama

 

Cinsel güçte azalma

 

Mide rahatsızlıkları, karında şişkinlik ve hazımsızlık

 

Kabızlık

 

Ellerde ve ayaklarda uyuşma, karıncalanma, yanma hissi

 

Ellerde titreme

 

Hastalığın ilerlemesi ile kalp yetmezliği meydana gelebilir ve ayaklarda su toplama başlar. Kalp yetmezliği gelişen hastalarda hastalığın ileri dönemlerinde nefes darlığı çok şiddetlenir ve hastalar evden dışarı çıkamaz hale gelirler. Bu dönemdeki hastalar artık günün en az yarısında oksijen makinasına bağlı kalırlar.

 

Hastalığın çok ilerleyerek yukarıda belirtilen ağır rahatsızlıkların ortaya çıkmasını önlemek için yapılması gereken SİGARANIN TERK EDİLMESİDİR.

 

KOAH teşhisi konmuş hastalara çok önemli bir sorumluluk yüklenmektedir. Bu hastalığın zararlı etkilerini bizzat yaşadıkları için  çevrelerinde bulunan sigara bağımlısı yakınlarını ve arkadaşlarını uyarmak ve hatta baskı yapmak zorundadırlar.

 

KOAH NASIL TEŞHİS EDİLİR ?

 

KOAH ilerleyici ve geriye dönüşü olmayan bir hastalık olduğu için, ne kadar erken teşhis edilir ve ne kadar erken tedaviye başlanırsa hastalık o kadar az rahatsızlığa neden olacaktır. Ne yazık ki, KOAH’lı hastalar ilk teşhis edildikleri anda genellikle akciğer kapasitelerinin önemli bir kısmını kaybetmiş oluyorlar. Bunun nedeni öksürük, balgam ve nefes darlığı şikâyetlerini ihmal etmeleridir. Hastalığın hafif dönemde iken teşhis edilmesi ile tedavi kolaylaşacak, hastalar tedaviden daha çok yararlanacak ve  hastalığın ilerlemesi durdurulmuş olacaktır.

 

KOAH, teşhisi çok kolay olan hastalıklardan birisidir. Bu hastalığı akla getiren iki önemli özellik vardır.

 

Bunlar;

 

1 Sigara içimi.

 

2 Uzun zamandır ÖKSÜRÜK, BALGAM ve NEFES DARLIĞI  şikâyetleri olması.

 

KOAH hastalığının kesin teşhisinde solunum testi yapılır. Bu çok kolay uygulanan bir testtir. Derin bir nefesle alınan hava solunum test cihazının plastik borusu içinde çok hızlı bir şekilde üflenir.

 

KOAH erken teşhisi için sigara içen ve 40 yaşını aşmış herkes yılda bir kez solunum testi yaptırmalıdır. Uzun süredir öksürük, balgam ve en önemlisi nefes darlığı şikâyetleri olan sigara içicilerde KOAH riski çok yüksektir. Bu kişilerin en kısa sürede solunum testi yaptırmaları gerekir.

 

Solunum testi ile hem KOAH teşhisi konur hem de hastalığın şiddeti belirlenir. KOAH tedavisi hastalığın şiddetine göre planlanacaktır.

 

KOAH NASIL TEDAVİ EDİLİR ?

 

KOAH tedavisinde başarılı olabilmek için uyulması gereken kurallar;

 

Sigaranın bırakılması,

 

Tozlu ve dumanlı ortamlarda çalışmamak, bulunmamak ve Düzenli ilaç tedavisidir.

 

KOAH tedavisinin temelini “sigaranın terk edilmesi” oluşturur. Sigara bırakıldığı zaman bronşlardaki ve hava keseciklerindeki bozulmaların şiddeti yavaşlar. İlaçlar hastalığın ilerlemesini önlemez bu nedenle sadece nefes darlığını azaltmak için kullanılırlar.

 

Sigarayı bırakamayan bir hastanın ilaçlardan yarar beklememesi gerekir. İlaçlar sadece geçici süre için nefes darlığını azaltabilir. Sigarayı bırakmayan hastalar her yıl bir önceki yılı arayacaklardır. Birkaç yıl sonra hastalık çok ilerleyince hastalar isteseler dahi sigara içemez hale geleceklerdir. Başka bir ifade ile “hasta sigarayı bırakmayacak, sigara hastayı bırakacaktır”. Fakat bu durumdaki bir hastanın artık günlük işlerini yapabilmesi çok zorlaşmış olacaktır. Böyle bir hastanın geriye dönük pişmanlıkları ve “keşke şu mereti içmeseydim” şeklindeki yakınmalarının bir faydası olmayacaktır. 

 

KOAH’lı hastaların nefes darlıklarını rahatlatmak amacıyla kullanılan çok sayıda ilaç vardır. Bunların bazıları solunum yolu ile kullanılırlar.

 

Solunum yolu ile kullanılan ilaçlar, çalışma prensipleri ve şekilleri birbirinden farklı cihazlar yardımı ile kullanılırlar. Solunum yolu ile kullanılan ilaçların  dozları çok düşüktür. Fakat ilaçlar direkt olarak solunum yollarına ulaştığı için etkileri çok kuvvetlidir. Ancak etkili olabilmeleri için doğru teknik ile kullanılmaları gerekir. Bu cihazların nasıl kullanılacağı çok iyi öğrenilmelidir. Hata varsa bunu düzeltmek için muayene sırasında hekim önünde kullanma denemeleri yapılmalıdır.

 

İlaçların dozu düşük olduğundan ve kullanılan dozun da çok az bir kısmı kana karıştığından yan etkileri yok denecek kadar azdır. Solunum yoluyla kullanılan ilaçlar alışkanlık yapmazlar, dişlere ve akciğerlere herhangi bir zarar vermezler.

 

Oksijen tedavisi

 

Çok ağır KOAH’lı hastalar sürekli olarak günde en az 15 saat oksijen kullanma zorundadırlar. Kanda oksijen seviyesi tehlike sınırının altına inmiş olan hastaların uzun süreli oksijen tedavileri hem şikâyetlerini azaltacaktır hem de yaşam kalitelerini artıracaktır. Çünkü KOAH’da ortaya çıkan sorunların önemli bir bölümü vücudun yeterince oksijen almamasından kaynaklanır.

 

Oksijen tüpleri bu amaçla kullanılmazlar. Çünkü tüpler kısa sürede bitecektir ve bunların tekrar doldurtulması gerekecektir. Uzun süreli oksijen tedavisi için “oksijen konsantratörü” adı verilen ufak bir komidin boyutunda cihazlar kullanılır. Oksijen cihazının doldurulması gereken deposu yoktur, bu makinanın kendisi oda havasından oksijen üretmektedir.

 

Sosyal güvencesi olan hastalara heyet raporu karşılığında oksijen konsantratörü ücretsiz olarak verilmektedir. Heyet raporu için bu cihazın kullanılmasını gerektirecek kadar ağır KOAH olduğunu belgelemek amacıyla bazı basit testlerin yapılması gerekir. Böylece uzun süreli oksijen tedavisi alması gereken hastalar belirlenmiş olmaktadır.

 

Uzun süreli oksijen tedavisi alan hastaların uyması gereken kurallar;

 

Günde en az 15 saat oksijen alınmalıdır.

 

Yangın tehlikesi nedeniyle oksjien cihazının yanında sigara içilmemelidir.

 

Cihaz sobadan uzak tutulmalıdır.

 

Gece kan oksijen seviyesi çok daha fazla düştüğü için uyku süresince oksijen alınmalıdır.

 

Cihazın bakımı düzenli yapılmalıdır.

 

Tedavide yardımcı tedbirler

 

Yapılabilecek kadar egzersiz yapılmalıdır. Sürekli oturmak ve egzersizden kaçınmak kasları güçsüzleştirir ve nefes darlığını artırır.

 

Ağır egzersizlerden (ağır yük taşımak, bahçede çalışmak gibi) kaçınılmalıdır.

 

Soğuk ve hava kirliliğinin fazla olduğu saatlerde dışarıya çıkılmamalıdır.

 

Sık aralıklarla ve her öğünde az miktarda yeme alışkanlığı kazanılmalıdır.

 

Yiyecekler daha çok sulu gıdalardan (çorba, sulu sebze yemekleri) oluşmalıdır. Katı ve ağır yemekler sonrasında nefes darlığı artmaktadır.

 

Hazımsızlığa ve gaz şikâyetlerine neden olabilecek yiyeceklerden kaçınılmalıdır.

 

Bol sıvı (su, asitsiz meyve suları, bitkisel çaylar) tüketilmelidir.

 

Kilosu fazla olan hastaların şikâyetleri de o kadar çok artacaktır. Kilolu hastaların fazla kilolarını azaltmak için çaba göstermeleri gerekir. Bunun için yağlı, tatlı ve unlu yiyeceklerden uzak durulmalıdır.

 

Her yıl sonbaharda grip aşısı yaptırılmalıdır. Grip salgınları döneminde kalabalık yerlerde bulunulmamalıdır. Enfeksiyon hastalıklarından korunmak için yanaktan öpüşme alışkanlığı terk edilmelidir.  Grip ile birlikte hastalık bir anda şiddetlenir, şikâyetler ağırlaşır ve genellikle hastaların hastanede yatırılarak tedavileri gerekir.

 

Nefes darlığının şiddetlendiği zamanlarda derin nefes aldıktan sonra ıslık çalar gibi dudakları büzerek nefesinizi yavaşca dışarıya üfleyin. Bunu ne kadar sık yaparsanız o kadar rahatlarsınız.

 

Sırtınız dik olacak şekilde rahat bir koltuk, divan veya sandalyeye oturun. Bir elinizi göğsünüzün üzerine diğer elinizi ise karın bölgenize koyun. Nefes alır verirken göğsünüz üzerindeki el hareket etmemelidir. Burundan “bir, iki” sayılarını söyleyerek nefes alın. Nefes alırken göğsünüz hareket etmesin karın kaslarınız yukarıya doğru hareket etsin. Daha sonra “bir, iki, üç, dört” sayılarını söyleyerek yine burundan aldığınız nefesi dışarıya üfleyin. Bu şekildeki soluk alıp verme alışkanlık haline gelene kadar bu egzersizlere devam etmelisiniz. Böylece solunum yaptıran diafragma kası güçlenir ve daha az nefes darlığı hissedersiniz.

 

Astım

ASTIM NEDİR?

 

Astım bronş dediğimiz akciğer içi hava yollarının müzmin iltihabi bir hastalığıdır. Bu iltihap alerjiye veya sık geçirilen enfeksiyonlara  bağlı gelişebilir. Astımda: -Havayolları iltihaplı ,şiş ve kızarıktır -Havayolları iltihaba bağlı daralmıştır -Havayollarında aşırı duyarlık vardır. 

 

HAVAYOLLARINDA AŞIRI DUYARLILIK NEDİR?

 

Hava yollarında aşırı duyarlılık normal bir insanın hava yollarının karşılaştığı zaman herhangi bir kasılmaya   yol açmayan  sigara dumanı, parfüm, yemek ve bazı diğer  kokulara karşı aşırı bir tepki vererek bronşların daralması halidir . Bu temas sonucu hastalarda  öksürük krizi ve nefes darlığı ortaya çıkabilir.

 

ASTIMIN BELİRTİLERİ NELERDİR

 

Nefes darlığı 3 haftadan uzun süren öksürük Göğüste ıslık sesi Göğüste tıkanıklık hissidir

 

Nefes darlığı ataklar halinde gelmekte olup özellikle geceleri uykudan hastayı kaldırması tipiktir. Ataklar arasında hastanın genelde nefes darlığı yakınması yoktur. Hastaların  bir kısmında nefes darlığı sürekli bir hal alabilir ve hastanın yaşam kalitesini bozarak sürekli geceleri uykudan uyandırmaya, iş gücü kaybına, acile başvuralara, hastaneye yatmalara neden olabilir. Astımlılarda mutlaka nefes darlığı olmak zorunda değildir. Öksürükle de seyreden astım formaları vardır. Özellikle geceleri gelen ve hastayı uykudan uyandıran öksürük, eforla gelen öksürük yakınmaları olduğunda astım olası bir tanı olarak akla gelmelidir.

 

ASTIM ATAĞINDA NELER OLUR

 

Astım atağında genelde  tetiği çeken bir faktör vardır. Altta yatan temel neden çoğu hastada alerji olmakla beraber en sık olarak enfeksiyonları takiben hastalarda astım ataklarına rastlanır. Astım atağında havayollarında var olan iltihap daha da artarak hava yollarını iyice daraltır. Havayollarında balgam üreten hücrelerin salgısı artar ve  balgam tıkaçları oluşarak  hava yollarını tıkar. Ayrıca hava yollarının etrafında var olan kas lifleri kasılarak var olan patolojinin daha da artmasına ve hava yollarının daha da daralmasına neden olur.

 

ASTIMIN NEDENİ NEDİR ?

 

Astım temelde genetik bir hastalıktır.  Yakın aile çevresinde astım olan kişilerde astım gelişme olasılığı daha yüksektir.  Aile yakınlarında astım olmadan da genetik bazı bozukluklara bağlı olarak astım gelişme olasılığı vardır. Ayrıca çevresel faktörlerde astım gelişiminde rol oynayabilir.

 

ASTIM ATAKLARINI NELER OLUŞTURABİLİR?

 

Sık olarak astım atağına yol açan  etkenler şunlardır:

 

Ev tozu akarları

 

Çimen, ağaç, hububat polenleri

 

Küfler

 

Hamam böcekleri

 

Kedi, köpek, kuş gibi ev içersinde beslenen hayvanlar

 

Nezle grip gibi enfeksiyonlar

 

Sigara dumanı, odun, kömür dumanı, tezek yakma, parfüm, saç spreyleri, yemek ,boya kokuları gibi ağır kokular, otomobil içersindeki kokular,sis ve hava kirliliği

 

Psikolojik faktörler

 

Egzersiz

 

Aşırı rutubetli iklim

 

Hava ve mevsim şartlarında değişim

 

Gülme, ağlama gibi ani sık nefes alış verişini gerektiren manevralar

 

Mesleki faktörler  

 

EV TOZU AKARLARINDAN NASIL KORUNULABİLİR?

 

Ev tozu akarları gözle göremediğimiz ancak iç ortamlarda  milyarlarca bulunan mikroskop altında keneye benzeyen canlılardır. Bunlar en çok yatak, yastık yorgan, battaniye, halı ,perde mobilya gibi yerlerde barınır. Yüksek yerlerde akarların yaşama olasılığı çok azken özellikle rutubetli iklimlerde yaşama olasılığı çok fazladır. Örneğin Erzurum’da ev içi havadaki akar konsantrasyonları  çok çok düşükken Istanbul’da akar konsantrasyonları çok fazladır.

 

Akar alerjisi  olan hastaların korunmak için :

 

Yatak örtüsü, nevresim ve çarşafların haftada en az iki kez değiştirilerek 60C üzerinde bir sıcaklıkta yıkanması

 

Evde sık sık temizlik yapılması, tercihan temizliği başkasının yapması, kendiniz yapıyorsanız  maske kullanmanız

 

Evin sık sık havalandırılması,

 

Yatak odasında halı varsa kaldırılması

 

Kumaş döşeli eşyalar yerine deri, suni deri, ahşap ve plastikten yapılmış olanlar tercih edilmesi

 

Evde peluş oyuncak barındırmamak

 

Yatak ve yastıkların  akarları geçirmeyen   özel bir kılıf ile kaplanması

 

Akarları öldüren özel kimyasal solüsyonlarla temizlik yapılması

 

Özellikle HEPA filtre içeren hava temizleme cihazlarının  kullanılması gibi önlemlerin alınması uzun vadede alerjik şikayetlerin kontrolü açısından faydalı olabilir.  

 

POLENLERDEN NASIL KORUNULABİLİR?

 

Polen sezonu( nisan-mayıs-haziran) gerekli olmadıkça dışarıda dolaşmamalı, pikniğe gidilmemelidir.

 

Ev ve arabalarda polenleri tutan hava filtreleri, hava temizleme cihazları kullanılabilir

 

Polenin yoğun olduğu günlerde dış ortamda maske ve gözlük takılabilir

 

Polenlerin yoğun olduğu dönemlerde kapı ve pencereler kapalı tutulmalıdır

 

Evdeki pencerelerin ince örgülü telle kapatılması yarar sağlayabilir

 

Polen sezonu boyunca alerjiye karşı koruyucu antialerjik ilaçlar alınmalıdır

 

KÜF MANTARLARINDAN NASIL KORUNABİLİRİZ

 

Evde nemli rutubetli duvarlar varsa tamirini yaptırın

 

Evde havalandırmayı artırın

 

Küflü malzemeleri atın, küflü yerleri çamaşır suyu ile silin

 

HAMAM BÖCEKLERİ

 

Evde bulunan kalorifer böceği veya hamam böceği dediğimiz böceklerin  son yıllarda astımlılarda  şikâyetleri arttırdığı ortaya konmuştur. Korunma için:

 

Böcek giriş yerleri yok edilmeli

 

Böcek ilacı ile  ilaçlama, ardından yoğun temizlik yapılmalı

 

Açıkta çöp, gereksiz eşya, yiyecek bırakılmamalı, mutfak temizliğine özen gösterilmelidir.

 

EV HAYVANLARINDAN KORUNMA

 

Allerjik kişinin evine mümkünse ev hayvanı alınmamalı

 

Eğer evde hayvan varsa mümkünse uzaklaştırılmalı

 

Evdeki hayvan uzaklaştırılamıyorsa HEPA filtreli bir hava temizleme cihazı yararlı olabilir

 

Yakın temasta maske takılabilir

 

Hayvanın tüyleri allerjenlerin miktarını azalatabilecek özel bir şampuanla haftada bir yıkanabilir.

 

ENFEKSİYONLARDAN KORUNMA

 

Astımlılarda en çok tetiği çeken faktör enfeksiyonlardır. Korunma için:

 

Her sene sonbahar aylarında mutlaka grip aşısı yaptırın

 

Gribi olan kişi ile yakın temas kurmayın

 

Kış ayları boyunca vücut direncini arttırıcı vitaminler ve antioksidanlar içeren meyve ve sebzeleri bol miktarda tüketin, gerekirse vitamin takviyesi alın. Özellikle merkezi havalandırması olan işyerlerinde çalışanların havalandırmadan gelebilecek enfeksiyon etkenlerine karşı koruyucu olarak hava temizleme cihazı kullanması önerilebilir.

 

Astımlı hastalarda sık görülen sinüzit hastalığına karşı dikkatli olun. Islak saçla dışarıya çıkmayın. Sinüzit belirtileri varsa (burun tıkanıklığı, koyu renkli geniz akıntısı, öksürük balgam) doktor önerisi ile uzun süreli 15-20 gün antibiyotik kullanmanız gerekebilir.

 

Enfeksiyon döneminde astım  ilaçlarınızın dozunu arttırmanız gerekebilir

 

ZARARLI ETKENLERDEN KORUNMA

 

Sigara içilen ortamda bulunmayın

 

Hava kirliliğinin, sisin yoğun olduğu havalarda dışarıya çıkmayın

 

Saç spreyi, parfüm deodorant kullanmayın, yakınlarınızı da sizin iyiliğiniz açısından kullanmamaları açısından ikna edin,

 

Isınmak için odun, kömür sobasından kaçının

 

PSİKOLOJİK KORUNMA

 

Astımda kontrolü güçleştiren  en önemli faktörlerden biridir. Psikolojik sorunlar astım atağını tetikleyebilir ve  astım tedavisine uyumu güçleştirebilir.

 

Rahatlatıcı, gevşetici nefes alma teknikleri, meditasyon gibi teknikleri öğrenin ve uygulayın

 

Sürekli pozitif düşünmeye çalışın. Gerekirse bu konuda gerekli kitap okuma, kurs  gibi eğitimsel faaliyetlerde bulunun

 

Doktorunuz  gerek görüyorsa sizi psikolojik yönden destekleyecek bir ilaç kullanın

 

EGZERSİZ

 

Astımlı hastaların büyük bir kısmında egzersiz sonrası nefes darlığı şikâyetleri ortaya çıkmaktadır. Korunmak için:

 

Özellikle soğuk kuru havalarda egzersiz yapmaktan kaçının

 

Kirli, sisli havalarda egzersiz  yapmaktan kaçının

 

Egzersiz öncesi kısa sprintlerle ısınma hareketleri yapın

 

Gerekiyorsa egzersiz öncesi rahatlatıcı ilacınızı alın

 

IKLİM

 

İklim astımı olumlu veya olumsuz etkileyebilir.

 

Özellikle rutubetli iklime sahip yerlerde yaşayan astımlılarda şikâyetlerde artma mevcuttur. Örneğin birçok hastanın astımı rutubetin fazla ve hava kirliliğinin yoğun olduğu bir yer olan İstanbul’da  fazlalaşmaktadır. Bu amaçla mümkün olduğunca ılıman iklime sahip yerlerde yaşanması önerilmektedir

 

MESLEKİ FAKTÖRLER

 

Mesleki astım en sık rastlanan meslek hastalıklarından biridir. Eğer şikâyetler belli bir işyerine girdikten sonra ortaya çıkıyor ve kesin iş ile ilişki kurulabiliyorsa mesleki astım tanısı konabilir. Eğer var olan astım bir işyerine girdikten  sonra artıyorsa buna işle artan astım denir.

 

Korunma için:

 

İşten uzaklaştırma, yer değiştirme

 

Meslek seçerken riskli mesleklerden uzak durma (ör: fırın, berber, oto boyacılığı, mobilya imalatı, deterjan fabrikası,ilaç imalatı vs.

 

GEBELİK VE ASTIM

 

Gebelerin 1/3 ünde astım şikâyetleri artar

 

Astım semptomları en çok 29-38.haftalar arasında artış gösterir

 

Gebelik süresince astımınızı tetikleyecek etkenlerden uzak durun

 

Bebeğinize yardım etmenin en iyi yolu astımınızın kontrol altına alınmasıdır. Astım ilaçlarının büyük bir çoğunluğu bebek üzerine herhangi bir olumsuz etkiye sahip  olmayıp güvenle kullanılabilir.

 

ALERJİK NEZLE VE ASTIM

 

Astımlı hastaların yaklaşık %70-80 inde alerjik nezle vardır. Bu yüzden tek hava yolu hastalığı kavramından bahsedilmektedir.

 

Astımınız varsa  sık hapşırık, burun tıkanıklığı, burun akıntısı gibi şikayetleriniz varsa alerjik nezleniz de vardır

 

Alerjik nezle tedavisi ile astım kontrolü çok daha iyi sağlanabilmektedir.

 

Doktorunuzun önerdiği anti alerjik ilaç ve burun spreylerini önerilen süre kullanınız

 

Alerjik nezle birlikte sinüzit sık görüldüğü için arada Kulak Burun Boğaz muayenesi olarak sinüzit olup olmadığı, burunda polip denen etlerin gelişip gelişmediğinin kontrolünde fayda vardır.  

 

DİĞER İLAÇLAR VE ASTIM

 

Astımlı hastaların bir kısmında bazı ilaçlara karşı hassasiyet olabilir. Bu ilaçları aldıktan sonra alerjik reaksiyonlar ve astım ortaya çıkabilir.

 

Aspirin ve diğer ağrı kesicileri mümkün olduğunca kullanmayın. Kullanmanız gerektiğinde yan etki ihtimali daha az olan parasetamol veya nimesulid türü ilaçları tercih edin

 

Bazı tansiyon ilaçları bronşlardaki duyarlığı artırabilir. Öksürük krizlerine ve nefes darlığında artmaya neden olabilir.

 

Bazı antibiyotikler seyrek de olsa astım krizlerini tetikleyebilir. Antibiyotikleri dikkatli ve doktor önerisi ile kullanmak da fayda  vardır.

 

GIDA  VE ASTIM  İLİŞKİSİ

 

Gıdalarla astımın ilişkisi özellikle  erken çocukluk döneminde ortaya konmuştur. Erişkinlerde bu ilişki belirgin değildir. Yine de özellikle gıda katkı maddesi içeren yiyecek ve içeceklerden uzak durmkta fayda vardır. Mümkün olduğu kadar doğal beslenme önerilmektedir.

 

ASTIM VE REFLÜ

 

Astımlı hastaların bir kısmında reflü şikâyetleri vardır. Reflü mide asidinin yemek borusundan yukarı doğru kaçmasına verilen isimdir. Kendisini göğüs arkasında yanma , midede ekşime,ağza acı ekşi sular gelme gibi belirtilerle gösterebilir. Ancak reflüsü olanların yarısında reflü belirtisi yoktur. Mide asidi solunum yollarına kaçtığında astımın kontrolünü güçleştirebilir ve müzmin inatçı bir öksürüğe yol açabilir.

 

Ağır, yağlı, baharatlı, kolalı  yiyecekler yenilmemeli ve alkol içilmemelidir

 

Az ve sık yemek yenilmesi önerilir -Yatarken yüksek yastık kullanmalı veya yatağın baş tarafı yükseltilmelidir

 

Reflüyü engelleyen tedavi eden ilaçlarla hem reflünün hem astımın kontrolünde başarı sağlanabilir.

 

ASTIM VE SİGARA

 

Hamileyken sigara içen annelerin bebeklerinde astım gelişme riski  fazla olduğu gibi gebelik süresince pasif sigaraya maruz kalan gebelerin (örneğin baba sigara içiyorsa)  çocuklarında da astım gelişme olasılığı fazladır

 

Çocukların hayatlarının ilk yıllarında sigaraya maruz kalmaları ,akciğer gelişimini olumsuz etkilediği,solunum fonksiyonlarının yaşıtlarından daha düşük olmasına yol açtığı gibi astım gelişme olasılığını artırmaktadır.

 

Astımlıların pasif olarak sigaraya maruz kalmaları astım ataklarının sıklığını arttırmakta kontrolü güçleştirmektedir

 

Sigara astımlılarda tedavi edici ilaçların tedavi etme yeteneğini bariz şekilde azaltmaktadır

 

ASTIM TAMAMEN YOK EDİLEBİLİRMİ?

 

Astımı tamamen yok etmek mümkün olmayabilir ancak astımda tam kontrol mümkün olabilir. Özellikle düzenli takip, disiplinli ilaç kullanımı ve doktor tavsiyelerinin yerine getirilmesi ile astımın tam kontrolü mümkündür.

 

ASTIMDA TAM KONTROL NE DEMEKTİR?

 

Astımda tam kontrol hastanın hiç bir nefes darlığı, öksürük, göğüste tıkanıklık hissinin olmaması, eforla nefes darlığının olmaması, gece nefes darlığı ile uyanmaması  , kurtarıcı ilaç kullanmaması, nefes darlığı nedeni ile acile başvurmaması, astım nedeniyle hastaneye yatmaması ve bunlar sağlanırken de ilaçların herhangi bir yan etkisi olmaması anlamına gelmektedir.Bu hastaların çoğunda ulaşılabilir bir hedeftir.

 

ASTIMDA EVDE  TAKİP NASIL YAPILIR?

 

Astımda evde takip hasta tarafından kolaylıkla yapılabilir. Hastanın hedefi tam kontrolü sağlamak olmalıdır. Bunun için hekimi tarafından önerilen ilaçları düzenli olarak kullanırken kendi durumunu sürekli değerlendirmelidir. Bu değerlendirmeleri objektif hale getirmek ve  kontrole gidince, iki kontrol arası sürede  durumunun nasıl olduğunun doktor tarafından anlaşılabilmesi için semptom skorları tutabilir. Değişik semptom skor formları mevcuttur. Hasta bir çizelge yaparak günlük olarak  semptom skorlarını basit olarak: 0=nefes darlığı yok 1=hafif nefes darlığı 2=orta derecede nefes darlığı 3= şiddetli nefes darlığı şeklinde bir kağıda yansıtabilir. Aynı çizelgeye kurtarıcı ilaç kullanımı olup olmadığı, gece nefe darlığı ile uyanma olup olmadığı gibi detaylar da eklenebilir. Ayrıca PEFmetre denilen asit bir cihazla evde solunum fonksiyonları hakkında kabaca fikir sahibi olunabilir. Hastanın yaş, boy cinsine göre normal değerler hekim tarafından saptanarak hastaya belli değerlerin altında kurtarıcı ilaç kullanması gerektiği belli değerler altına düşünce de  mutlaka doktoruna başvurması gerektiği söylenebilir.

 

ASTIMDA HASTANEDE  TAKİP NASIL YAPILIR?

 

Astımlı hastada sık akciğer grafisi çekmeye gerek yoktur. Hastalığın ilk tesbitinde diğer hastalıkları ayırdetmek için bir sefere mahsus akciğer grafisi çekmek yeterlidir. İlk başlangıçta allerji deri testleri yapılabilir. Kan ve burun salgılarında alerji hücrelerinin sayısının artıp artmadığına bakılabilir. Hastaya   daha sonra solunum fonksiyon testleri yapılır . Solunum fonksiyon tetsleri imkân varsa her vizitte tekrarlanarak bazı parametrelerdeki değişimler izlenebilir. Solunum fonksiyon testlerinizde bir bozukluk varsa bronşları açacak bir ilaç  vererek 15-20 dakika sonra 2 . bir test yapıp bronşlardaki tıkanıklığın ilaca verdiği yanıt derecesi saptanabilir. Eğer solunum fonksiyonları normalse özellikle tanı safhasında  bronş kasıcı bazı maddeler uygulanarak bronş aşırı duyarlığını ölçen provokasyon testi denen bazı özel testler yapılabilir.

 

ASTIM VE TEDAVİ

 

Astımlı hastaların tedavisinin temelini eğitim oluşturmaktadır. Hasta hastalığı ile ilgili tüm bilgilere sahip olmalı, hekim ile sürekli diyalog halinde olmalıdır. Sağlığındaki en ufak değişimleri hekimiyle paylaşmalı ,önerilen ilaçları önerilen süre düzenli kullanmalı ,düzenli kontorollerine gitmelidir. Eğer hasta günlüğü tutması ve PEF metre ölçümleri yapması istendiyse bunları aksatmadan ve bıkmadan yerine getirmelidir  bu öneriler tutulduğu zaman astımın tam kontrolü mümkün olabilir. Astım ilaçlarının büyük bir kısmı soluk alma (inhalasyon) yolu ile kullanılan ilaçlardır ve özel aletlerle verilmektedir. Bu değişik aletlerin kullanımı konusunda mutlak surette hekiminizden eğitim almalı ve tekrarlayan vizitlerde doğru kullanıp kullanmadığınız hekim tarafından kontrol edilmelidir.

 

Tedavi ikiye ayrılır: 1)Koruyucu, tedavi edici ilaçlar 2) Rahatlatıcı, bronş genişletici ilaçlar

 

KORUYUCU, TEDAVİ EDİCİ İLAÇLAR NELERDİR?

 

Bu ilaçların temelini sprey veya toz şeklinde verilen kortizonlu ilaçlar oluşturmaktadır . Bunlar tek başına veya  alerji iltihap giderici etkisi olduğuna inanılan uzun etkili beta mimetik denen ilaçlar la birlikte verilebilir. Bu ilaçların sürekli önerilen dozlarda kullanılması tam olarak kontrolü sağlayabilir.Dozları kontrollerde doktorunuz tarafından ayarlanabilir.

 

İnhalasyon yolu ile kullanılan kortizonlu ilaçların önerilen dozlarda kullanılması halinde yan etkileri  çok çok az olup uzun yıllar güvenle kullanılabilir. Aynı şekilde kombine şekilde verilen uzun etkili beta mimetik ilaçların da yan etkileri ihmal edilebilecek düzeylerdedir.

 

Yardımcı  tedavide  bir diğer kullanabilecek ilaç lökotrien antogonistleri denen ilaç grubu olup, tablet şeklinde kullanılan bu ilaçların etkinliği gerek kortizonlu gereksede kombine ilaçlara göre daha az olup özel durumlarda doktor tavsiyesi ile kullanılabilir. Astımınızın kontrolünde güçlük çekilen bazı durumlarda doktorunuz size ağızdan kortizon verebilir. Doktorun önerdiği süre ve gerekli önlemlerle birlikte kullanılan tablet şeklinde kullanılan kortizonun yan etkiler sanıldığı kadar çok değildir. Ancak bu ilacı kesinlikle aklınıza geldiği zaman ve düzensiz bir şekilde doktor önerisi olmadan kullanmayınız! Bu takdirde tedavinizde geri dönüşümü olmayan bazı sorunların ortaya çıkmasına neden olabilirsiniz.

 

RAHATLATICI,BRONŞ GENİŞLETİCİ İLAÇLAR NELERDİR?

 

Bunlar kısa etkili beta mimetik ilaçlar dediğimiz ilaçlardır etkileri  çok kısa sürede başlar.  Bronşları genişletir. Bronş kaslarında spazmı çözer ve hastanın katı balgam parçalarını kolaylıkla çıkarmasını sağlar.  Bu ilaçları tek başına çok sık ve hekime danışmadan kullanmanız doğru değildir.Özellikle kalp hastalarında tehlikeli sonuçlara neden olabilir.

 

İMMUNOTERAPİ (AŞI TEDAVİSİ) YAPTIRAYIM MI?

 

İmmünoterapi alerjiniz olan maddeyi gittikçe artan dozlarda vücuda vererek vücutta o maddeye karşı bağışıklık oluşturmayı hedefleyen bir tedavi şeklidir. Astımın kontrolünde güçlük çekilen, astımla birlikte alerjik nezlesi de olan özellikle çocuk ve gençlerde doktor önerisiyle immünoterapi denenebilir.

 

HAYAT BOYU İLAÇ MI KULLANACAĞIM?

 

Gerekirse evet ! . Tedavide kullanılan ilaçlar yıllardan beri kullanılan, milyonlarca insanda denenmiş güvenilir ilaçlardır. Çok uzun süreler kullanımlarında güvenilirlikleri kanıtlanmıştır.

 

Astım tedavisinde amaç ağır bir astımlıyı orta derecede astımlı hale getirebilmek, orta astımlıyı ise hafif astımlı hale getirebilmektir. Bu amaçla bazen ilaçların hiç dozunu azaltmadan sizin kontrolünüzün sağlandığı dozda 6ay- 1 sene sürekli kullanmak gerekebilir. Bu süre  sonunda tam olarak kontrol sağlandı ise hekiminizin dozu düşmeyi deneyebilir.Dozu kendiniz düşmeyiniz.  Doz gittikçe düşürülerek bir süre sonra hiç ilaç kullanmaz hale gelebilmek  hastaların bir kısmında mümkün olabilmektedir. Ancak ilaçların dozunu kendiniz azaltmayın ve ilaçlarınızı kendiliğinizden bırakmayın.

 

ASTIM ATAĞINDA NE YAPACAĞIM?

 

Astım atağında  kullanmakta olduğunuz kısa etkili beta mimetik ilacı 2 nefes almanız gerekmektedir. Şayet nefesinizde bir düzelme hisstemezseniz 20 dakika sonra 2 nefes daha bu ilaçtan alabilirsiniz. İkinci ilaç alımından 20 dakika sonra hala nefesiniz düzelmedi ise  ve özellikle durumunuz daha da kötüye gidiyorsa en yakın sağlık kuruluşuna baş vurarak acil 

 

Ergene Yaklaşım

Adolesanlarda belirgin olarak fiziksel, cinsel, bilişsel, sosyal ve ruhsal değişiklikler olur ve bunlar adolesanlarda, ailelerde, sağlık personelinde, öğretmenlerde ve toplumda çeşitli zorluklar oluşturur. Bu yaş grubuna hizmet verenler için en büyük zorluk, bu değişikliklerin hepsinin eş zamanlı olmamasıdır. Örneğin, pubertesi daha erken yaşlarda başlayan, fiziksel ve cinsel gelişimi neredeyse tamamlanmak üzere olan bir ergen, bilişsel ve ruhsal açıdan hala bir çocuk gibi davranabilir.

 

Tam tersine, pubertesi daha geç yaşlarda başlayan bir ergen bilişsel ve ruhsal açıdan daha olgunken, cinsel gelişimi henüz başlangıç evrelerinde olabilir. Ayrıca aynı yaştaki ergenlerin hepsi aynı gelişim basamaklarında olmazlar. Pubertenin başlangıcı ve ilerlemesinde belirgin varyasyonlar olabilir.

 

Bu nedenle ergenlerle çalışan meslek gruplarının ve ailelerin bu gibi bireysel farklılıkların bilincinde olmaları gerekmektedir.

 

Adolesanlara verilen sağlık hizmetleri de, yaş ve gelişimsel düzeye uygun olmalıdır. Sosyokültürel farklılıklara ve bireyselliğe duyarlı olmalıdır. Adolesanlar ile ilgilenen doktorlar, görüşme ve muayenelerindeki gizlilik ilkesini sağlamalıdırlar.

 

Ergenle ve ailesi ile mutlaka ayrı ayrı görüşme ortamı sağlanmalı ve ailesinin yanında konuşmak istemeyeceği problemleri de sorgulanmalıdır. Öykü alırken, konuşmaya en az kişisel sorular ile başlanmalı, yeterli diyalog sağlandıktan sonra benzer soruların diğer ergenlere de sorulduğu açıklanarak kişisel sorunları ve riskli davranışları gündeme getirilmelidir.

 

Bütün bunların yapılabilmesi için ergen görüşmelerine daha uzun süre ayrılmasının gerekliliği açıktır. Ergenlerin ihtiyaç duydukları güven ve saygı ortamının sağlanması, ergenin hekime açılmasının ve başvuru şikayeti yanında, gizli gündeminin ortaya konulmasının ön koşuludur. Ergene bir çocuk gibi yaklaşılmamalı, onun kendisini bir erişkin gibi görüyor olduğu unutulmamalıdır. Bu nedenle görüşme sırasında, açık uçlu sorular sorulmalı, gerekli yönlendirmeler yapılmalı ama iyi bir dinleyici olmaya da dikkat edilmelidir. Önerilerde bulunurken emir kipi asla kullanılmamalı, hatta eğitici rolü üstlenilmemeli, çözüm önerileri getirerek birlikte tartışılmalı ve ergene kendi kararlarını kendisinin vermesi için danışmanlık

 

yapılmalıdır. Sorumluluklarını üstlenebilmesi için fırsat verilmelidir. Adolesana söz hakkı vermeden, katılımını sağlamadan sağlık hizmeti yürütmek genellikle olanaksızdır.

 

Ergenle yapılan görüşme sırasında önemli noktalardan biri de ergeni değil, hatalı davranışını eleştirmeye dikkat edilmesidir. Ergene hatalısın demek yerine, önce olumlu geri bildirim ile yaklaşarak iyi davranışları övülmeli, ardından hatalı davranışı eleştirilmelidir.

 

Bu yaş döneminde arkadaş ilişkileri çok önemli olduğundan, benzer şekilde arkadaşlarını değil de, arkadaşlarının hatalı davranışlarını eleştirmek doğru olacaktır.

 

Cinsel gelişimin başlaması ve büyüme hızının artması ile birlikte gencin dikkati vücudundaki bu değişime çevrilir. Adolesansda bedensel ve cinsel açıdan hoşnut olunacak bir beden algısına sahip olmak ve korumak en önemli ihtiyaçlardan birisidir. Bu aynı zamanda benlik saygısının (self esteem) oluşması ve kimlik (identity) gelişimi bakımından da önem taşımaktadır. Ergenlerin bu konulardaki duyarlılıkları dikkate alınmalı ve ailelerine de,

 

ergenlerin bedenleriyle aşırı uğraşmalarına anlayışlı olmaları ve bunun yaşlarının gereği olduğu mesajı vurgulanmalıdır.

 

Gençlerin çoğu, fiziksel olarak büyümüş ve cinsel bakımdan gelişmekte oluşlarının kendilerine psikososyal bakımdan da, birkaç yıl gibi kısa sürede, bir erişkinin matürasyon ve becerisini kazandırdığı inancı ve iddiasında olabilirler. Bu nedenle, ergenler bir anda ve her alanda bağımsızlık beklentisi içinde olabilirler. Bağımsızlık çabalarının aile tarafından isyan olarak yorumlanmaması ve psikososyal gelişme düzeyleri ile orantılı olarak gittikçe artan bağımsızlık tanınması, aile ile yaşanabilecek çatışmaların önlenmesi açısından önemlidir.

 

Ancak bu bağımsızlık; ailenin ve toplumun değer yargılarına uygun, karşılıklı görev ve sorumluluklar ile ters düşmeyecek, aile düzeni ve imkânlarını zorlamayacak ölçülerde olmalıdır. Sağlıklı psikososyal gelişmenin en önemli şartlarından birisi de ergenin çevresinde örnek alacağı bir erişkin bulabilmesidir. Anne ya da baba iyi bir rol model olmadığı sürece sadece söylediklerinin ergen için bir anlamı olmayacaktır. Kendisi sigara içen bir babanın, oğluna sigaranın zararlı olduğunu söylemesi ve sigarayı yasaklamasının hiçbir etkinliği yoktur. Benzer biçimde ailede, anne ve babanın birbirlerine ve çocuklarına sevgi ve saygıya dayalı bir davranış modeli içinde olmaları, ergenin de davranışlarını olumlu etkileyecektir. Sürekli tartışma ortamı içinde olan ergenlerin bundan etkilenmesi kaçınılmazdır. Bu nedenle psikososyal risk faktörlerinin değerlendirilmesinde mutlaka aile ile olan ilişkiler sorgulanmalıdır. Hekim de iyi bir rol model olmalı ve gerektiğinde koçluk görevini üstlenebilmelidir. Adolesans kendini kanıtlama, kabul ettirme, beğeni toplama, popüler olma arzu ve ihtiyacının çok büyük olduğu bir dönemdir. Gençler sadece ailenin değil, akran gruplarının da üyesidirler ve onlarla bütünleşmek zorundadırlar. Gencin kendi kendini bulma ve toplumla kaynaşma deneyimleri için aile tarafından fırsat tanınmalı fakat tamamen sınırsız ve denetimsiz bırakılmamalıdır. Prensip olarak yalnızca hastalığa değil, ergenin bizzat kendisine de eğilerek yaklaşılmalıdır. Böyle bir yaklaşımın, ergene yardım için yapılacak tanı ve tedavi planlamaları ve girişimlerinde, hastalığın özellik ve ihtiyaçları kadar önemli olduğu unutulmamalıdır. Adolesan hekimliği, aynı zamanda koruyucu sağlık hekimliğidir.

 

Üreme Sağlığı

Erkek Üreme Organlarının Yapısı ve fizyolojisi

Erkek üreme sistemi, hayalar (erkek yumurtalığı-testisler), epididi­mis (erkek tohum hücresinin olgunlaştığı yer), tohum kanalları (sperm ka­nalları), prostat ve idrar yolunu içerir.

• Hayalar, haya torbası (erlik bezi) içerisinde yer alır. Hayalar, sperm üreten (erkek tohum hücresi) seminifer tübüller olarak isimlendirilen uzun ince düğümlerdir. Seminifer tübülleri çevreleyen doku, erkeklik hormonu olan testesteron üreten hücreleri içerir.

 

• Epididimis, hayaların yanında yer alır. Her bir seminifer tübüllerin so­nundan epididimise bağlanır. Yeni oluşan sperm hayalardan, depolandığı ve gelişimini tamamlayarak olgun (matür) sperm haline geldiği epididimi­se geçer.

 

• Tohum kanalları (sperm kanalları), epididimisden idrar yoluna spermleri taşıyan boş bir tüptür.

 

• Prostat, idrar torbasının hemen altında yer alan küçük bir bezdir. Meni kesecikleri, prostatın her iki yanında yer alır. Sıvılar, prostat tara­fından üretilir ve meni kesecikleri boşalmış olan (ejekülat) erkek tohum hücrelerinin bir şeklidir.

 

• İdrar yolu, vücudun dışına idrar ve spermin geçmesini sağlayan kaslı (müsküler) bir kanaldır. Sperm, boşalma (ejekülasyon) zamanında idrar yoluna girer.

 

• Penis (kamış), erkekte dış üreme organıdır. Cinsel birleşme sırasında spermlerin hazneye atılmasını sağlar. İdrar yolu da penis aracılığı ile dışarı atılır.

 

Özetle Erkekte Üreme İçin Gerekli Unsurlar ;

 

1. Testisler morfolojik olarak normal, yeterli sayıda, hareketli sperm üretmelidir.

 

2. Erkek üreme sisteminde tıkanıklık olmamalıdır.

 

3. Erkek üreme sistem sekresyonları normal olmalıdır.

 

4. Ejekülasyondaki (erkeğin boşalması) erkek tohum hücresinin ser­vikse ulaşmasında bir yol olarak kadın genital sisteminde depolanmış ol­malıdır.

 

Erken boşalma

Cinsel işlev bozukluğudur. Cinsel ilşki sırasında erkeğin istemi dışındaki boşalmadır. Nedenleri arasında hazırlayan faktörler( ailenin ve toplumun cinselliğe bakış tarzı, travmatik yaşantılar, ayrılık anksiyetesi, nevrotik kişilik özellikleri, eksik veya yanlış bilgilendirilme, eşler arasındaki iletişin biçimi, cinsel istismar), ortaya çıkaran faktörler (eşler arası uyumsuzluk, cinsel iletişim sorunları, eşin cinsel sorununun olması, performans anksiyetesi, fiziksel ya da psikiyatrik hastalıklar, yorgunluk ve stres, evlenme korkusu, aşırı alkol ve ilaç kullanımı, evlilik öncesi ve dışı ilişkiler), devam ettiren faktörler (sorunun çözümü ile ilgili yanlış uygulamalar, cinsel etkinlikten  kaçınma, çok sık etkinlikte  bulunma, performans anksiyetesi, eşin tepkileri, suçluluk ve utanç duyguları) dır.Tedavisi psikoterapidir.

 

Geç boşalma

Erkeğin cinsel etkinlik esnasında hiç boşalamaması veya geç boşalmasına denir.Cinsel işlev bozukluğudur. Nadir görülür. Bedensel bir nedenden kaynaklanma olasılığı vardır.Ergenlik döneminde görülebilir.Psikolojik etkenler önemlidir.Tedavisi psikoterapidir.

 

Erektil disfonksiyon

Sertleşme sorunudur. Cinsel iletişim sırasında ereksiyon olamama veya ereksiyonu devam ettirememe durumudur. Fiziksel ve psikolojik sorunlardan kaynaklanabilir. Fiziksel sorunlar dolaşım bozuklukları, psikolojik etkenler stres ve performans anksiyetesidir.Tedavi etkene yöneliktir

 

Erkekte kısırlık

Erkek kısırlığı çok çeşitli nedenlerle olabilir.Hormonal nedenler, genetik nedenler, varikosel, geçirilmiş cerrahi ameliyatlar, çevresel ve kimyasal etkenler, doğumsal anomaliler, uyuşturucu maddelerin kullanımı, hormonal düzensizlikler, kimyasal maddelerin dumanı, boya ve kimyasal maddelerin kanserojen etkileri nedenler arasındadır.Çocuğu olmayan bir erkek üroloji uzmanına başvurmalıdır.Önce muayene, özel sperm ve hormon tetkikleri gerçekleştirilir.Kesin tedavi olmasa bile erkeğin bu tedavilerle durumunun düzelmesi sağlanarak yardımcı üreme teknikleri yapılabilir.

 

Doğum kontrolü

Kondom ve koitus interuptus(geri çekme) erkekler tarafından en sık kullanılan doğum kontrol yöntemleridir. Ancak erkeklerin tüplerinin bağlanması çok etkili bir doğum  kontrol yöntemidir. Erkeklerdeki doğum kontrolü kadınlardakinden daha da kolaydır. Uzun süre ilaç kullanmayı gerektirmiyor. Erkeklerde tüplerin bağlanması diğer yöntemlere göre çok avantajlıdır.

 

Andropoz

Kadınlardaki menopoz gibi erkeklerde de belli bir yaştan sonra hormon seviyelerinde değişiklik olabilir.45-50 yaşından itibaren erkeklik hormonu olan testosteron yanında böbreküstü bezinden salgılanan hormonlar düşüş gösterir. Cinsel fonksiyonun gerilemesi yanında cinsel arzu ve zihinsel fonksiyonlarda düşmeye neden olur. Klinik seksüel fonksiyonlarda ve istekte azalma, yorgunluk, kızgınlık, kemik mineral yoğunluğunda azalma, kas kitlesinde ve gücünde azalma, organ yağlanmasında artıştır. 65 yaş üstü erkeklerin yaklaşık %25-50 sinde testosteron düzeylerinde düşüş gerçekleşmekte ve androjen replasman tedavisi gerektirecek belirtiler ortaya çıkmaktadır.

 

Sünnet

Değerli anne ve babalar, sünnet; steril koşullarda penisin baş kısmını örten deri parçasının cerrahi olarak kesilerek alınması ve kalan deri sınırlarının kendiliğinden emilebilir ipliklerle dikilmesidir. Steril koşul derken işlem boyunca tam olarak mikropsuz bir ortamın sağlanması, cerrahi olarak kesilmesi derken tüm aletlerin tamamen mikropsuz ve cerrahi standartlara uygun olması kastedilmektedir. Sünnet her yaşta yapılabilir. Cerrahi bir işlemdir. Tercihen operatör doktorlar tarafından hastane ortamında yapılmalıdır. Değerli anne ve babalar lazerli sünnet, kansız sünnet gibi sloganlara inanmayıp cerrahi bir işlem olduğunu unutmayalım! Sünnet sonrası pansuman, ağrı kesici verilip, suyla teması önlenmesi ve doktor kontrolünde olması önemlidir.

 

Genel Sağlık

Gıda ve beslenme:

Nasıl Beslenmeliyiz?

Süt ve Ürünleri, Et - Yumurta - Kurubaklagil Grubu, Taze Sebze ve Meyveler, Tam Tahıl Ürünleri,Sebze, Meyve Tüketimini Artırın

Boyunuza Uygun Beden Ağırlınızı Koruyun

Yağ, Doymuş Yağ ve Kolesterol Tüketimini Azaltın

Basit Şeker Alımını Azaltın

Günlük Tuz ve Sodyum Tükeminde Aşırıya Kaçmayın

Sıvı Tüketimini Artırın

Alkol Kullanmayın

Egzersiz Yapın

Sigara İçmeyin.

 

Nasıl beslenmeliyiz?

 

Aldığımız besin öğeleri kalp, beyin, karaciğer gibi organlar ve nefes alma gibi hayatı destekleyici fonksiyonların korunması için gerekli olan enerjinin sağlanmasında temel rol oynamaktadır. Her zaman oturmayız; hareket ederiz, yer değiştiririz ve çalışırız. Bunlar da enerji gerektirir. Belki de en iyi kıyaslama ve en popüler olan otomobil örneğidir. Otomobil yakıt olmadan çalışır mı?

 

Yaşamımızın temel enerji kaynağı, şekerlerle (karbonhid­ratlarla) sağlanır. Sadece enerji kaynağı olarak karbonhidratların kullanı­lamadığı durumlarda, yağlar (lipidler) kullanılır. Yağlar da temel olarak enerji sağlayan maddelerdir; ancak yağda çözünen A,D, E ve K vitaminlerini de taşırlar. Enerji, proteinlerden de sağlanabilir. Normal büyüme, gelişme ve tüm organlarının çalışması için, organizma vitamin ve minerallere de ge­reksinim duyar.

 

Egzersizin yüksek kan basıncını düzenleyici rolü bulunduğu bilimsel araştırmalarla kanıtlanmıştır.

 

Besin çeşitliliğine önem verin ve tabağınızın renkliliğinden keyif alın. Yemek hayattaki en büyük keyiflerden biridir. Besin seçimi geleneksel, kültürel ve yaşama çevrelerine bağlı olduğu kadar farklı yaş, cinsiyet ve özel gereksinimlere de bağlıdır.

 

Sağlıklı diyetin temeli; üç ana ve iki atıştırma öğünden oluşmaktadır. Ana öğünler atlanmamalıdır.

 

Şimdi başlayın ve aşamalı olarak değişiklikler yapın!!!

 

Yaşam tarzınızdaki aşamalı değişiklikler bir kerede büyük değişiklikler yapmaktan daha kolaydır. Üç gün için, yemeklerde ve aralarda tükettiğiniz besinleri yazın.

 

Başlangıç için, bir günde sadece fazladan bir tane meyve ve sebze yiyin.

 

Yağ içeriği yüksek olan ve kilo almanıza neden olan  besinleriniz var mı?

 

Bu besinleri dışlamayın ve kendinizi mutsuz hissetme­yin; ancak daha az yağ içerikli besin tercihlerini deneme­ye çalışın veya daha küçük porsiyonlarda tüketin veya iş yerinde merdi­venleri kullanmaya başlayın!

 

• Performansı artırmak için sadece egzersiz günü doğru beslenmek sizi başarılı yapmaz.Yıl boyunca iyi beslenmek önemlidir.

 

• Egzersizden önceki son yemek, miktarına bağlı olarak 1-4 saat önce tüketilebilir.          

 

• Egzersiz öncesi, sırası ve sonrasında yeterli miktarda sıvı tüketilmeli­dir.Egzersiz sırasında her 15 dakikada 1 çay bardağı su tüketilmelidir.

 

• Egzersiz öncesi kompleks karbonhidrat ve sıvı yönünden zengin, orta düzey protein, düşük yağ içeren, alışkın olduğunuz yiyecek ve içe­ceklerden oluşan öğün tüketin.

 

• Egzersizden sonraki ilk 2 saatte kas karbonhidrat depolarını yerine koyun, sıvı kaybını karşılayın.

 

Temel Beslenme İlkeleri

 

Süt ve Ürünleri, Et - Yumurta - Kurubaklagil Grubu, Taze Sebze ve Meyveler, Tam Tahıl Ürünleri, Sebze, Meyve Tüketimini Artırın

 

Boyunuza Uygun Beden Ağırlınızı Koruyun

 

Yağ, Doymuş Yağ ve Kolesterol Tüketimini Azaltın

 

Basit Şeker Alımını Azaltın

 

Günlük Tuz ve Sodyum Tükeminde Aşırıya Kaçmayın

 

Sıvı Tüketimini Artırın

 

Alkol Kullanmayın

 

Egzersiz Yapın

 

Sigara İçmeyin.

 

 Beslenmede diyetin öncelikli görevi, metabolik gereksinimleri karşılayan ve vücudun çalışması için gerekli enerji ve besin ögelerini yeterli miktarda sağlamaktır. Ancak diyet, tüketiciye formda olma ve keyif alma duygularını da vermelidir. Formda olmak, optimal sağlık ve kendini iyi hissetme duy­gusudur. O halde diyetin kabul edilen tartışılmaz beslenme etkisi yanında, yararlı fizyolojik ve psikolojik etkileri vardır. Ayrıca beslenme bilimindeki son gelişmeler; diyetin sadece optimal sağlığın oluşumu ve gelişiminde değil, dengesiz beslenmeye bağlı şişmanlık ve diyete bağlı kardiyovas­küler hastalıklar, kanser, tip 2 diyabet, osteoporoz gibi kronik hastalık riskini azaltmada da potansiyel bir etkiye sahip olduğunu göstermektedir .

 

Çeşitli besinleri tüketin. Çeşitlilik optimal beslenme ve sağlığın temelidir. Büyüme gelişme, sağlıklı olarak uzun süre yaşamak için 50 ayrı türde besin ögesine ihtiyaç vardır. Bun­ların kaynağı besinlerdir. Hiçbir besin tek başına vücudun ihtiyacı olan tüm besin ögelerini içermez. Besinlerin her birinde ayrı özellikte ve vücut çalış­masında ayrı işlevi olan değişik türde besin ögeleri vardır . Optimal beslenmek için bu besin öge­lerini belirli oranlarda almak gerekir . Bu besin ögelerininin diyetteki oranları birbir­lerinin emilim, metabolizma ve gereksinimi etkiler. Ayrıca optimal beslenme için tüketilen besin­ler sadece elzem olan besin ögelerini içermez, sağlığın korunma­sı, geliştirilmesi ve diyete bağlı kronik hastalıkların önlenmesinde etkinlik gösteren fitokimyasallar adı verilen biyoaktif bileşenleri de içer

 

Günlük tüketilmesi önerilen miktar yetişkinler için 2 porsiyondur.Sabah bir yumurta yenirse yarım porsiyon alınmış demektir. Haftada en az 2 kez kurubaklagil ve ayrıca demirin iyi bir kaynağı olan kır­mızı eti tüketmeli, diğer öğünlerde kırmızı et yerine tavuk, hindi ve balık yemelidir. Özellikle beyin, göz, deri, kalp-damar sağlığı ve vücudun savunma sistemi için haftada en az 2-3 kez balık tü­ketmeye dikkat etmelidir.

 

Sigara ve Fiziksel aktivite

 

Fiziksel Aktivite

 

Enerji harcamasını artıran tüm faaliyetler ve hareketler fiziksel aktivite olarak bilinir. Fiziksel aktiviteler planlı eg­zersizleri (ağırlık kaldırma, ae­robik), spor ve günlük yaşam­da yapılan olağan aktiviteleri (yürüme, bahçe işleri, ev işleri vb.) içerir.

 

Fiziksel Aktiviteniz ve Beslenmeniz İçin Hareket Planı

 

- Aktivite/egzersiz alışkanlıklarınızı sağlıklı bir beslenme düzeni ile des­tekleyin.

 

- Egzersiz öncesi, sırası ve sonrasında yeteri kadar su içmeyi unutma­yın.

 

- Aç ya da tok olarak egzersize başlamayın. Egzersizden 4 saat önce ana öğününüzü tüketmiş olmalısınız.

 

- Aşırı egzersiz besin öğelerine olan gereksiniminizi arttırır, bu nedenle yeterli ve dengeli beslenin. Besin çeşitliliğine önem verin.

 

- Egzersizden hemen önce meyve suyu, çikolata, şekerlemeler vb. ba­sit karbonhidrat ve yüksek yağ içeren besinleri tüketmeyin.

 

- Egzersizin süresi 1 saati aşıyorsa %6-8 karbonhidrat içeren içecekler tüketilmesi gereklidir.

 

- Televizyon izlerken, bilgisayar karşısında çalışırken veya sadece din­lenirken bir defada 30 dk. dan fazla oturmayın.

 

- Yapmaktan hoşlandığınız, yaşam şeklinize uygun ve uzun süre devam ettirebileceğiniz bir aktivite seçin.

 

- Esnek bir aktivite planınız olsun. Eğer bir, iki gün hiç egzersiz yapmazsanız kendinizi suçlu hissetmeyin. Unut­mayın, aktivitenin aylarca veya yıllarca istikrarlı bir şekilde sürmesi daha önemlidir. - Egzersize başlamadan önce doktorunuza danışın ve kendinize birden yüklenerek çok zorlamayın.

 

- Aracınızı park edin ve yürüyün; Yürüyüş için bütün ola­nakları kullanın. Günün sonunda kendinizi daha iyi hisse­deceksiniz.

 

- Eve veya işyerine giderken otobüsten birkaç durak önce inerek geri kalan yolu yürüyün.

 

- Asansör yerine merdiven kullanın.

 

- Üzgün olduğunuzda veya sıkıldığınızda yürüyüşe çıkın.

 

- Arkadaşlarınızla beraber yapabileceğiniz aktivitelere katılın.

 

- Akşamlarınızı tembel bir şekilde geçirmeyin. Televizyon izlerken çe­şitli egzersizler yapın.

 

- Egzersiz yaparken uygun kıyafet ve ayakkabı giyin.

 

- Ev işlerinizi yapmak için birini tutmak yerine kendiniz yapın.

 

- İşyerinizde, okulunuzda düzenlenen spor turnuvalarına katılın.

 

- Fiziksel olarak aktif değilseniz ne zaman ve nasıl aktif olabileceğinizi belirleyin ev işlerine daha çok fiziksel güç harcayın.

 

- Yavaş başlayın, kısa bir süre içerisinde çok fazla yapmayın.

 

- Bedeninizi dinleyin Eğer baş dönmesi, mide bulantısı, ağrı ve çok fazla yorgunluk hissedersiniz bu kısa bir süre içerisinde çok fazla egzersiz yaptığınızın göstergesidir.

 

- Eğer yaptığınız egzersizle rahatsanız miktarını artırın ve aşamalandı­rın.

 

- Bir haftada beş veya daha fazla gün, yarım saat, orta yoğunlukta fizik­sel aktivite yapmayı amaçlayın

 

Sigara içmeyenlerin daha aktif olmasının ne­denleri nelerdir?

 

Sigara kullanımı, hatta günde bir tek sigara içmek bile egzersiz kapasitesini hemen etkiler. Yeterli bir fiziksel aktivite düzeyini sağlayabilmek için, kalbinizin ve akciğerinizin oksijenden zengin kana ihtiyacı vardır. Sigara dumanını soluduğu­nuz zaman, vücudunuza karbon monoksit girer (karbon monoksit sigaranın içinde bulunan 3000 ek kimyasaldan yalnızca biridir). Karbon monok­sit hemoglobin (vücutta kan yolu ile oksijenin taşınmasını sağlayan bir madde) ile birleştiği za­man, oksijenin kaslara taşınma yeteneğini azaltır. Oksijen kas hücrelerine gidemez.

 

Sigara kullanımı kan damarlarını da daraltır. Bu durum, egzersiz sırasında kaslara oksijenin ve ka­nın uygun şekilde dağılmasına engel olur. Bu kas­larda, normalden daha erken laktik asit (egzersiz sonucu kasta biriken artık madde) birikir. Bu du­rumda, sigara içen kişiler erken yorgunluk nedeni ile egzersizi bırakmak zorunda kalır.

 

Oksijendeki azalma fiziksel dayanıklılığınızı azal­tabilir. Bu da sizin sadece spor yapmanızı değil, aynı zamanda merdiven çıkmak gibi günlük işleri­nizi de zorlaştırır.

 

Sigara içenlerin egzersiz yaparken karşılaştıkları problemler nelerdir?

 

Sigara içenlerin fiziksel dayanıklılığı içmeyenlere göre daha düşüktür. Sigara içenler­de sağlık için egzersize katılım daha azdır.

 

Sigara içenlerin dinlenme­deki kalp hızları normalden daha yüksektir, egzersizle ulaşabilecekleri kalp hızları ise daha düşüktür. Din­lenmedeki kalp hızı yüksek olan, sigara içen kişilerin kalpleri her zaman tüm vücuda kan pompalamak için daha fazla çalışmak zorundadır. Bu du­rum sigara içen kişilerde, çalışan kaslara gerekenden daha az oksijen ve besin maddesi gitmesine sebep olur.

 

Sigara içmeye ne kadar erken baş­lanırsa, akciğerler o kadar daha fazla etkilenir. Akciğerlerin normal gelişimi ve büyümesi yavaşlar.

 

Sigara içen kişilerde kemikler ve eklemler de olumsuz etkilenir. Kemik erimesi (osteoporoz), kalça kırıkları, ro­matizmal hastalıklar, bel ağrısı ve egzer­size bağlı yaralanmaların (tendinit, bur­kulma, kırıklar) gelişme olasılığı artar.

 

Yaralar sigara içenlerde içmeyenlere göre daha yavaş iyileşmektedir. Bu durum kırıklar için de geçerlidir. Örneğin, sigara içen kişilerin bacak kemiği kırığı iyileşme süresi içmeyenlerden 4 hafta daha uzundur.

 

Sigara içmenin fiziksel kapasite üzerine başka etkileri var mıdır?

 

Sigara içen kişiler, içmeyenlerden daha çabuk yorulur ve daha yavaş koşarlar.

 

Fiziksel egzersiz eğitiminden daha az yarar sağlarlar.

 

Kasları daha güçsüz ve daha az esnektir.

 

Uyku bozuklukları yaşarlar.

 

Sigara içmeyen kişilerden üç kat daha fazla nefes darlığı yaşarlar.

 

Sigara içmek fiziksel performansı etkiler mi?

 

Sigara içen gençler de yetişkinlerle aynı olumsuz etkileri yaşarlar. İçmeyen yaşıtları ile karşılaştırıldığında, fiziksel dayanıklılığın ve performansın azalmasının yanısıra, nefessizlik hissi, spor yaralanmalarında artış ve bütün sağ­lığın bozulması sık karşılaştığımız sorunlardır.

 

Çocuklarda ve gençlerde sigara kullanımı akciğer gelişimini yavaşlatır, akciğer fonksiyon­larını bozar ve kalplerinin daha hızlı atmasına yol açar. Ağır sigara içen genç bireyler öksü­rürler, daha sık ve ciddi solunum hastalıkları ile karşılaşırlar. Fiziksel aktivite sigara içmenin engellenmesinde ve içen kişilerde sigaranın bırakılmasında yardımcıdır.

 

Egzersiz ve fiziksel aktivite sigaranın bırakılmasında neden çok ya­rarlıdır?

 

Düzenli fiziksel aktivite vücutta biyokimyasal yön­den olumlu etkiler yapar. Bu etkiler nikotin ile sağlanan­lara benzerdir. Egzersiz, zihinsel uyanıklılık sağlayan katekolamin hormonlarının salınımını artırır. Egzersizin sürdürülmesi kişinin kendini iyi hissetmesini sağlayan beyindeki endorfin hormonu seviyesini artırır.

 

Düzenli egzersiz sigara içmeyi bırakırken uygulana­bilecek en iyi kilo kontrol yöntemidir. Düzenli egzersiz, sigara içme ve yemek yeme arzusunun önüne geçilme­sine yardımcı olur ve daha sağlıklı yiyecek seçenekleri için isteği artırır.

 

Her hafta yapılan düzenli egzersizle, kendinize bakım, tedavi ve huzur imkanı sağlamış olursunuz. Egzersize zaman ayırmak stresi engelleyebilir ve sigara içmeye karşı sağlıklı bir alternatif yaratmış olursunuz.

 

Düzenli egzersiz omurganızı, kaslarınızı kuvvetlendirir, zihninizi açar, hormonlarınızı düzenler, bağışıklık sisteminizi geliştirir ve hastalıklara kar­şı dirençli olmanızı sağlar.

 

Düzenli egzersiz sakin olmanıza ve odaklanmanıza yardımcı olur; stresle başa çıkmanızı sağlar.

 

Düzenli egzersiz, olumlu düşünceler üretilmesini sağlar ve kişiyi psi­kolojik açıdan olumlu yönde etkiler. Düzenli egzersiz yapanlar yaşamları boyunca başarı, özgüven ve kendini kontrol hissi kazanırlar. Aynı zaman­da daha azimli, duygusal olarak dengeli ve yaratıcı olurlar. Sonuçta egzer­siz kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlar.

 

Düzenli egzersiz kaslarınızın gevşeyebilmesine yardımcı olur ve uyku kalitenizi artırır.

 

Sigaranın erkek üreme fonksiyonlarına olan etkisi

 

Semen analizi, erkeğin üreme fonksiyonlarının değerlendirilmesinde önemli bir faktördür. Semen analizi, spermin hareketi, yapısı ve sayısı ile ilgili bilgi sağlar.

 

Sigara içme, erkeklerde de üreme fonksiyonlarının olumsuz yönde etkilenmesine neden olmaktadır. Yapılan çalışmalarda, sperm konsantrasyonunun sigara içenlerde içmeyenlere göre %13-17 oranında az olduğu bildirilmiştir.

 

Normal Semen Analizleri :

 

Volüm                                                           2-6 ml.

pH                                                                 7.0-8.0

Toplam sperm miktarı                              20 milyon

Sıvılaşma (Liquefection)                          1 saatte tamamen

Hareket                                                        % 50 ya da daha fazla

Normal şekiller (Morfoloji)                       % 60 ya da daha fazla

 

 

 

Erkeğin sigara içmesi yukarıda açıklanan semen analiz sonuçlarını olumsuz yönde etkilemektedir. Yapılan çalışmalarda, semen parametrele­ri üzerinde sigara içme ve pasif sigara dumanına maruz kalmanın etkileri değerlendirilmiştir. Sigaranın, spermin yoğunluğu ve hareketini azalttığı, morfolojisi üzerine de olumsuz etkisi olduğu, günlük içilen sigara mikta­rına bağlı olarak spermin yoğunluğunun ortalama %22 oranında azaldığı bilinmektedir.

 

Erkeğin sigara içmesi ya da sigara dumanına maruz kalmasının üreme fonksiyonlarına etkisi özetle şunları içermektedir. Sigara;

 

1. Sperm konsantrasyonunu azaltır,

 

2. Sigarada bulunan nikotin miktarı 400-800 ng/ml sperm hareketini azaltır,

 

3. Morfolojik olarak normal sperm sayısını azaltır,

 

4. Spermin penetrasyon (kadının yumurta hücresini delme özelliği) ye­teneğini azaltır,

 

5. Sperm hücrelerinde DNA hasarının artmasına neden olur.

 

6. Sigara içen erkeklerin çocuklarında da çocukluk çağı kanserinin ve doğumsal anomalilerin ortaya çıkma riski artar.

 

Yapılan çalışmalarda, günde 1 veya 2 paket gibi fazla miktarda sigara içen er­keklerin, spermlerinde daha fazla olarak şekil ve hareket bozukluklarına ve anomalilere rastlandığı vurgulanmaktadır. Sigara içimi diğer bazı fak­törler ile birlikte erkek infertilitesine neden olabilmektedir. Erkeklerin yo­ğun sigara kullanımı; sigara kullanmayan eşlerinin de pasif olarak sigara dumanına maruz kalmasına, nikotin solumasına ve üreme fonksiyonlarının bozulmasına yol açmaktadır.

 

Saçın büyüme döngüsü

Vücudumuzun büyük bölümü kıllarla kaplıdır. Gebeliğin 2. Ayından itibaren üst dudak, kaş ve yanakta ilk kıl tomurcukları görülür.Bu tomurcuklar kümeler halinde olup 4. Aydan itibaren tüm vücut yüzeylerine yayılarak artıp, erişkin bir insanda 5-6 milyon civarında kıl bulunur.Bazı insanlarda kılların normalden fazla olmasına Hirsutismus denir. Tamamen saçla kaplı bir başta ortalama 100000 adet saç vardır.Bir saçın ortalama ömrü 2-7 yıldır. Saçın büyüme döngüsü yaklaşık 2-3 yıl sürer. Her saç teli bu aşamada ayda 1 cm kadar uzar. Kafa derisi üzerindeki saçın yaklaşık %90’ı herhangi bir anda büyür.  %10’u ise dinlenme aşamasındadır.3-4 ay sonra saç teli düşünce dinlenme aşamasındaki saç teli büyümeye başlar.Hergün yaklaşık 100 adet saç dökülmesi normaldir

 

Saç dökülmesinin sebepleri

Stres, hormonal sebepler (özellikle androjen hormonu düzensizlikleri, tiroit bezinin çalışmaması,( kadınlarda gebelik, menopoz, adet düzensizlikleri), kafa derisinin mantar hastalıkları, ilaçlar(hipertansif veya kalp hastalarında kullanılan antikoagülan (kan inceltici) ilaçlar, antidepresanlar, (kadınlarda doğum kontrol ilaçları )), hastalık (lupus ve şeker hastalığı, anemi(kansızlık)),çinko eksikliği, düzensiz beslenme, saç için kullanılan kimyasal maddeler saç dökülmesinin sebepleri olabilir.

 

Saç dökülmesi nasıl durdurulur?

Erkek tipi kellik (androgenetik allopesi) erkeklerin kafa derisinin önünde görülen saç dökülmesidir. Kadın tipi kellikte ise saç dökülmesi ince ve tüm kafa derisindedir. Saç dökülmesini durdurmak için nedeni araştırılmalıdır.Altında yatan neden ortadan kaldırılmalıdır . Etken bulunamıyorsa kan testi ve biyopsi (örnek materyal ) incelenmelidir. Sonucuna göre tedavi düzenlenmelidir.

 

Cilt bakımı

Güneş ışınları cilt için zararlıdır. Korunmasız ultraviyole ışınlarına maruz kalma cilt kanserine, gözlerde de katarakta neden olabilir. Özellikle sabah saat 10 ile 16 arası güneşe çıkılacaksa

 

koruyucu kremler sürülmeli, güneş gözlüğü takılmalı, uzun kollu pamuklu gömlek ve pantolon giyilmeli, yüz, kulak ve boyunu örten şapka takılmalıdır.

Mümkünse bu saatler arasında güneşe çıkılmamalıdır. Bulutlu günlerde bile mümkünse 15 SPF(en az 15 koruma faktörlü) krem kullanılmalı. Güneşe çıkmadan en az 30 dakika önce özellikle güneşin temas edeceği deri kısımlarına krem sürülmelidir. Cildinizi inceleyin. Yara morarıyorsa, yaranın içinde kanama varsa, yara pütürlüyse, boyutu hızla büyürse, yaranın dalgalı kızarıklığı varsa, sınırları çentikli ise mutlaka doktorunuza başvurunuz.

 

Saç Dökülmesi

Erişkin bir insanda 5-6 milyon civarında kıl bulunur.Bazı insanlarda kılların normalden fazla olmasına Hirsutismus denir. Tamamen saçla kaplı bir başta ortalama 100000 adet saç vardır.Bir saçın ortalama ömrü 2-7 yıldır. Saçın büyüme döngüsü yaklaşık 2-3 yıl sürer. Her saç teli bu aşamada ayda 1 cm kadar uzar. Kafa derisi üzerindeki saçın yaklaşık %90’ı herhangi bir anda büyür.%10’u ise dinlenme aşamasındadır.3-4 ay sonra saç teli düşünce dinlenme aşamasındaki saç teli büyümeye başlar.Hergün yaklaşık 100 adet saç dökülmesi normaldir.

 

Saç dökülmesinin sebepleri

Kadınlarda saç dökülmesinin birçok nedeni vardır

1)Demir eksikliği anemisi(kansızlık),

2)Hormonal düzensizlikler (örneğin tiroit bezinin az veya hiç çalışmaması)

3)Stres faktörleri

4)Ailevi yatkınlık5)Gebelik, menopoz, adet düzensizlikleri

6)Psikolojik faktörler

7)Beslenme yetersizlikleri(çinko eksikliği vs.)

8)Kimyasal maddeler kullanılması(fön, perma, boya…)

9)İnfeksiyonlar(kafa derisinin mantar infeksiyonları)

10)İlaçlar(antikoagülanlar, antidepresanlar, doğum kontrol ilaçları)

11)Hastalıklar(Diyabet, lupus v.s.) Saç dökülmesini durdurmak için nedeni araştırılmalıdır. Altında yatan neden ortadan kaldırılmalıdır . Etken bulunamıyorsa kan testi ve biyopsi (örnek materyal ) incelenmelidir. Sonucuna göre tedavi düzenlenmelidir.

 

Cilt Bakımı

Güneş ışınları cilt için zararlıdır. Korunmasız ultraviyole ışınlarına maruz kalma cilt kanserine, gözlerde de katarakta neden olabilir. Özellikle sabah saat 10 ile 16 arası güneşe çıkılacaksa

- koruyucu kremler sürülmeli,

- güneş gözlüğü takılmalı,

- uzun kollu pamuklu gömlek ve pantolon giyilmeli,

- yüz, kulak ve boyunu örten şapka takılmalıdır.

 

Mümkünse bu saatler arasında güneşe çıkılmamalıdır. Bulutlu günlerde bile mümkünse 15 SPF(en az 15 koruma faktörlü) krem kullanılmalı. Güneşe çıkmadan en az 30 dakika önce özellikle güneşin temas edeceği deri kısımlarına krem sürülmelidir. Cildinizi inceleyin. Yara morarıyorsa, yaranın içinde kanama varsa, yara pütürlüyse, boyutu hızla büyürse, yaranın dalgalı kızarıklığı varsa, sınırları çentikli ise mutlaka doktorunuza başvurunuz.